“Kürt Halkının 1996’da Yaşadığı Zulmü İlk Yaşayanlardan Biriyim”
“1996’nın Karakışında Yaşanan Zulmü Unutmadık” — Tahir Kavri’den Sert Açıklama
1996 yılı… Türkiye’nin en sert, en karanlık dönemlerinden biri. O yıllarda Kürtlerin televizyon kurması yasaktı, ana dilde bir kelime etmesi suç sayılıyor, en temel kültürel haklar yok sayılıyordu. İnsanların kendi adlarını taşıması bile engelleniyor, bir millet kimliğinden koparılmak için sistematik bir baskıyla karşı karşıya bırakılıyordu.

İşte o dönemin bütün zulmünü ilk yaşayanlardan biri de bendim.
1996’da, daha gencecik bir insanken kendi ana dilimden dolayı hakarete, aşağılanmaya, insan onurunu zedeleyen muamelelere maruz kaldım. Sırf Kürt olduğum için, sırf Kürtçe konuştuğum için… Bir dil ki insanın anasının sesidir, bir millete ait olmanın ilk nefesidir… İşte o dili konuşmak “suç” kabul ediliyordu.
Ben Kürttüm. Ve bu ülkede Kürtlerin neler çektiğini, nasıl ezildiğini, nasıl yok sayıldığını, nasıl görmezden gelindiğini kendi bedenimde ve onurumda yaşadım.
Sizler ise bugün hâlâ 90’lı yılları hatırlıyorsunuz ya… İşte ben o doksan altının buz gibi soğuğunu, karanlığını, zulmünü iliklerime kadar hissetmiş biriyim.
Bugün hâlâ bazı kesimlerin dünü unutup bugünü yok saymaya çalışmasına asla sessiz kalmam. Çünkü o günleri yaşayanlar bilir: Bir halkın dili yasaklanırsa, o halkın nefesi kesilmeye çalışılıyor demektir. Bir halkın kültürü yok sayılırsa, o halkın geleceği hedef alınıyor demektir.
Ve bir halkın kimliği aşağılanıyorsa, bu doğrudan insanlık onuruna saldırıdır. Ben bu gerçeklerin canlı tanığıyım.
Ve bugün de aynı kararlılıkla, aynı dik duruşla konuşuyorum: Kürt kimliğini, dilini, kültürünü yasaklayan hiçbir anlayışın karşısında susmadım, susmam, susturulamam.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.